USA SABAH 22 Aralık 2014 Pazartesi
RÖPORTAJLAR
ATC Başkanı Richard Armitage: Eski edilgen Türkiye'yi özleyenler, yeni Türkiye'den korkuyorlar

ATC Başkanı Richard Armitage: Eski edilgen Türkiye'yi özleyenler, yeni Türkiye'den korkuyorlar

(USASabah)

İsmihan Yılmaz / Washington D.C.

Türkiye ve ABD arasındaki siyasi ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi amacıyla kurulan Amerikan Türk Konseyi (ATC)'nin her yıl üst düzey Türk ve Amerikalı yetkililerin katılımıyla organize edilen konferansı, 17-20 Ekim tarihleri arasında Washington'da gerçekleşiyor. ATC aynı zamanda en büyük Türk-Amerikan iş grubu olarak tanımlanıyor.

ATC'nin yaklaşık 29 yıldır düzenli olarak düzenlenen ve ağırlığını silah satışlarının oluşturduğu ticaret ilişkilerinin görüşüldüğü bu toplantılara geçtiğimiz yıllarda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, eski ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, ABD Savunma Bakanı Robert Gates, Türk ve Amerikan Genelkurmay Başkanları İlker Başbuğ ve Mike Mullen gibi isimler iştirak etmişlerdi. Konferansları organize eden Amerikan Türk Konseyi'nin (ATC) üyeleri arasında Amerikan Savunma Sanayi'nin Boing ve önümüzdeki on yıl içinde Türkiye'ye 15 milyar dolarlık savunma sistemi satmayı hedefleyen

Lockheed Martin gibi önde gelen isimleri de yer alıyor.

ATC'nin yeni Başkanı, George W. Bush'un ilk döneminde (2001-2005) Dışişleri Bakan yardımcılığı görevini de yapan ve Washington politik çevrelerinde açık sözlülüğü ve lafını esirgemeyişi ile bilinen Richard Armitage.

Vietnam Savaşı'nın efsanevi gazilerinden biri olan Richard Armitage'i Türkiye daha çok 11 Eylül 2001'deki saldırılardan sonra Pakistan yönetimine yönelik olarak 'bizimle El-Kaide'ye karşı işbirliği yapmazsanız sizi öyle bir bombalarız ki, taş devrine geri dönersiniz" diye tehdit ettiği yönündeki haberlerle tanıyor.

Armitage ile ATC'nin yıllık konferansı münasebetiyle başkanı olduğu Armitage Associates adlı uluslararası danışmanlık şirketinde son derece sempatik ve güler yüzlü bir şekilde "olayın geçtiği yer" ( scene of the crime) diye takdim ettiği odasında konferansın gündeminden, Başbakan Erdoğan hakkında ne düşündüğüne, yeni Türkiye'nin ABD'de hangi kesimler tarafından nasıl değerlendirildiğine kadar birçok farklı konuda konuştuk.

ATC adı Türkiye'de silah satışları söz konusu olduğunda bir tür silah lobisi olarak adı geçen bir organizasyon. Bu yüzden isterseniz önce ATC'nin Türk-Amerikan ilişkilerindeki etkisi ve rolü ile başlayalım. Ne iş yapar ATC?

Aslında ben bu organizasyonda yeniyim biliyorsunuz, bu konferans da benim başkan olarak katılacağım ilk ATC olacak. Dolayısıyla, ATC'nin gücü ve etkisi konusuna çok fazla vurgu yapmam çok doğru olmaz her halde.

Aslında haklısınız, bizim iş hacmimizin ve ilgi alanımızın büyük bir bölümünü şimdiye kadar ABD'nin Türkiye'ye silah satışları teşkil etti. Bunun nedeni üyelerimizin ağırlıklı bölümünü Türk savunma sanayi şirketlerinin yani sıra Boing ve Locheed Martin gibi silah şirketlerinin oluşturuyor olması idi.

Ancak, şimdiden sonra iş yaptığımız yelpazeyi daha da genişletmeyi ve ilişkiyi iki taraflı bir hale dönüştürmeye çalışıyoruz. Yani Türkiye'nin sadece alıcı değil aynı zamanda satıcı da olduğu yeni bir ilişkiye dönüştürmeyi düşünüyoruz. İkili ticaret ilişkilerinde Türkiye'nin ihracat payının ABD'ye oranla çok az olduğunu ve daha çok Türk ürününün ABD pazarlarına girmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Türk-Amerikan ilişkilerindeki önemimize gelince; sanırım ATC'nin önemi iki noktada ön plana çıkıyor: İlki bir tür güvenlik ağı işlevi görüyor olmamızda yatıyor. Politik ilişkiler herhangi bir nedenle gerildiğinde ATC aradaki ticari ilişkiler dolayısıyla bir tür yumuşatma işlevi görüyor. İkincisi, yine Ermeni Tasarısı gibi girişimler olduğunda ATC devreye giriyor ve ABD'nin çıkarlarını korumak için Kongre'de girişimlerde bulunuyor. Bilindiği gibi, geçen Nisan ayındaki krizde sadece ATC tasarıya karşı açık bir duruş sergilemişti. Çünkü biz sorunun kendisinin gerçekte ne olduğu bir yana, böyle bir tasarıyı kabul etmenin ABD'nin çıkarlarına aykırı olduğunu düşünüyoruz.

Neden aykırı?

Çünkü Türkiye ilişkilerimizin başlangıcı NATO vesilesiyle güvenlik kaynaklıydı ve bu durum 50 yıllık ilişki tarihinde bütün ABD yönetimlerinin dünya ölçeğinde söz sahibi olmasında en önemli dayanaklarından biri oldu hep. Bu yüzden Türkiye çok değerli ABD için. Bu denli değerli bir ilişkiyi zedelemektense tarihte yaşamak yerine tarihten ders almayı seçip bu ilişkiyi daha da ileri götürmeliyiz.

TÜRK-AMERİKAN İLİŞKİLERİNDE HAVA DÜZELDİ

Geçen Nisan ayında yapmayı planladığınız yıllık konferansı Ermeni Tasarısının Kongre'den geçmesinin yarattığı kriz ortamında Büyükelçi Namık Tan'ın geri çağrılmasına kadar varan sorunlar yüzünden ertelemek zorunda kalmıştınız. Şu anda Ankara'da bu sefer tamamen farklı nedenlerle de olsa ABD büyükelçisinin koltuğu boş. Türk-Amerikan ilişkileri Nisan'da olduğundan daha mı iyi düzeyde sizce?

O günden bu yana arada Mavi Marmara ve Türkiye'nin İran'a yaptırım kararına hayır oyunun yarattığı gerginlikler oldu. Ama ardından Başbakan Erdoğan'ın Başkan Obama ile Dış işleri Bakanı Davutoğlu'nun Clinton'la ve son olarak Cumhurbaşkanı Gül'ün Obama ile görüşmelerinden sonra ortalık büyük ölçüde yatıştı. Şu anda Türk –Amerikan ilişkileri geçtiğimiz yaza nispetle çok daha net bir görünüm arz ediyor.

Ve şimdi bizim toplantımız vesilesiyle de Türk tarafından da Amerikan tarafından da ciddi bir katılımla önemli görüşmeler yapılacak.

Konferansınızın gündeminde neler var peki?

Öncelikle iki tarafın da hükümetlerinden temsilcilerin katılımıyla ikili ilişkilerin durumunu konuşuyoruz. Ali Babacan, Vecdi Gönül ve Richard Gates'in konuşmaları var. Arkasından savunma ve güvenlik konuları var. Panellerimiz ve tartışma oturumlarımız olacak, bu oturumlardan birinde dış işleri bakan yardımcısı düzeyinde katılım olacak, TSK'yi temsilen Korgeneral Alpman konuşuyor. Enerji altyapısı konusunda önemli oturumlarımız var. Kısaca, ilaç sanayinden tarım ürünlerine kadar her şey konuşulacak.

Gündeminiz savunma sanayinden, silah satışlarından ibaret olmayacak yani.

Elbette, daha önce de belirttiğim gibi, silah ticaretinin ötesine taşımaya calışıyoruz iki ülke arasındaki ticaret ilişkilerini. Ama bu demek değil ki silah satışı konusunu ihmal edeceğiz, silahlar konusunda da hatırı sayılır ölçüde konuşacağız (gülüyor). Ortak amaçları gerçekleştirme için bir araya geldiğinizde illaki silahları da konuşacaksınız. Ortak amaçlardan birisi de AB üyeliği tabii. ABD Türkiye'nin AB üyeliğini hep destekledi ve desteklemeye de devam etmeli bence.

TÜRK DEMOKRASİSİ DOĞRU YOLDA

Ticari ilişkilerden biraz uzaklaşıp tekrar politik ilişkilere dönelim istiyorum. Son Anayasa referandumu sonuçlarını nasıl değerlendirdiğinizi merak ediyorum.

Benim beklediğimden daha büyük bir fark çıktı ve % 58'e %42'i hükümet tarafında çok büyük bir desteğin varlığını bir kez daha gösterdi. Amerika için de Türk demokrasisinin doğru yolda olduğuna dair çok güzel bir işaret tabii.


Hem Türkiye'de hem de ABD'de bu sonucu Ak Parti hükümetinin bundan sonra daha da totaliterleşeceği yolunda bir işaret olarak yorumlayanlar oldu. Siz bu türden bir işaret görüyor musunuz Ak Parti hükümetinde?

Bence bu politik mücadelede kaybedenler böyle düşünüyorlar. Böyle düşünen Amerikalılar Türkiye'yi eski gözlüklerle görmeyi arzulayanlar. Bunlar Türkiye'nin ekonomik olarak güçsüz, NATO üyesi olmaktan başka bir özelliği olmayan bir ülke olduğu günleri özlüyorlar. Kendinden başka bir şeyle uğraşacak enerjisi olmayan, dış politikasını şu anda olduğu gibi 360 derecelik acıyla göremeyen bir Türkiye'yi tercih ediyorlar. Bu yüzden Türkiye'nin mevcut durumundan korkmaları çok doğal.

Ama aralarında benim de olduğum çoğunluk için Türkiye'nin böylesine canlı, kendine güvenen, ekonomik olarak çok daha etkin olması çok sevindirici bir durum. Artık yeni bir dönemin başladığını, yeni bir tarihin yazıldığını kabul etmek ve yeni Türkiye'ye alışmak gerekiyor bence.

ERDOĞAN 'TOUGH GUY'

Bir önceki sorunun devamı olarak, Başbakan Erdoğan hakkındaki fikrinizi öğrenmek istiyorum? Şimdiye kadarki izlenimleriniz ışığında ne düşünüyorsunuz Erdoğan hakkında?

Kendisini yakından tanımıyorum tabii ama izlenimlerime dayanarak Erdoğan'ın bir "sokak savaşçısı" (street fighter) olduğunu düşünüyorum ve bunu bütünüyle olumlu bir anlamda söylüyorum. Sokak savaşçısı olmanın Amerikan dilindeki karşılığı "tough guy" dır. Yani, bulunduğu yerde varlığını hissettiren, düşündüğünü söylemekten çekinmeyen, kalabalıktan farklı şeyler söyleyebilen ve söylediğini yapan biri. Tabii, siyaseten de bir halkçı olduğunu da eklemek lazım.

Model ortaklık konusuna ne oldu sizce? Obama 2008'deki Ankara konuşmasında gündeme getirmişti bu kavramı ilk olarak, ama devamı gelmedi. Ne diyorsunuz bu konuda?

Öncelikle Başkan Obama'nın bu girişimine son derece saygı duyduğumu belirteyim. Türkiye gibi ekonomik, kültürel ve sosyal gelişmeler anlamda bütünüyle doğru bir yönde ilerleyen seküler-Müslüman bir ülke ile diğer Müslüman ülkeler için modellik teşkil edecek bir ilişki biçimi geliştirme çabası çok önemli. Ancak, ne yazık ki, ne başkan Obama ne de Başbakan Erdoğan "model ortaklık" ifadesiyle ne kastedildiğini o zaman da tam olarak bilmiyorlardı galiba. Amerikan tarafında bunun neden böyle olduğunun nedeni sanırım Başkan Obama'nın etrafındaki bürokrasinin bu fikri hazırlığa dahil edilmemiş olmasıydı. Dolayısıyla, model otaklığın ne anlama geldiğini kimse bilmiyordu ve hala da yeterince açıklığa kavuşturulmuş değil gördüğüm kadarıyla. Ben kişisel olarak model ortaklık fikrine değer veriyorum ve bu heykele artık bir kıyafet giydirmenin zamanı geldiğini düşünüyorum.

YENİ TÜRKİYE'DEN RAHATSIZ OLANLAR AZINLIKTA

Son zamanlarda Washington'da düşünce kuruluşlarında ve ilgili resmi kuruluşlarda bir kısmı kapalı kapılar ardında bir kısmı açık Türkiye toplantıları yapılıyor, Türkiye'nin mevcut dış politikasının ne anlama geldiği tartışılıyor. Hem ABD'de hem de Türkiye'de bu toplantılardaki ana eğilimin Türkiye'yi "kara listeye" almak yönünde olduğunu iddia edenler var. Sizin izleniminiz nedir?

Sözünü ettiğiniz kapalı toplantılardan birine ben de davetliydim ve katıldım. ABD tarafında böyle bir eğilimin ağırlıklı olduğu görüşüne asla katılmıyorum, bence tersine çoğunluk yeni Türkiye'yi anlama konusunda ciddi mesafe kat etmekte. Bence bu yönde çok anlamlı bir gelişme yaşanıyor. Tabii ki Gazze yardım gemisi olayı esnasında gerilimler oldu, İran konusunda yanlış anlamalardan kaynaklanan iletişimsizlik oldu, bütün bunlar olurken Türkiye PKK saldırıları yüzünden oldukça sıkıntılı zamanlar geçirdi ve sanırım bütün bunlar bir araya gelince iki tarafta da ciddi bir kaygı yığılmasına neden oldu. Ama geldiğimiz noktada ABD yönetiminin yeni Türkiye ile nasıl bir ilişki kuracağı konusunda daha net bir anlayış geliştirmeye başladığını görüyorum.

Sözünü ettiğim toplantıda da bu anlayış netliği belirgin bir şekilde izlenebiliyordu. Katılımcıların çoğu yeni Türkiye'yi anlamış ve ona göre ne yapılması gerektiğini konuşuyorlardı. Bu çoğunluk şunun farkında: Türkiye halkı değişti, artık daha muhafazakâr bir halk var. Bu iyi veya kötü olarak nitelendirilebilecek bir şey değil, sadece bir vaka. Türkiye işleyen bir demokrasiye sahip, PKK sorunu çok sıcak bir şekilde yaşanıyor ama bu sorunu çözmek için kararlı; hem askeri hem de sivil inisiyatif enstrümanlarını eş zamanlı olarak etkili bir biçimde kullanmaya çalışan bir başbakan var. Artık Kürtçe gazete yayınlanabiliyor, Kürtçe yayın yapan TV kanalı var.

Bunlar görülüyor artık ve tekrar etmek gerekirse, ABD' de çoğunluk yeni Türkiye gerçeğini kavramaya başladı ve bunu yapıcı bir şekilde nasıl kullanacaklarını hesap ediyorlar. Daha önce de ifade ettiğim gibi, bir de eski Türkiye'yi özleyen ve geri isteyen azınlık var ABD'de.

Eski Türkiye'yi istiyorlar, çünkü?

Çünkü eski Türkiye ile iş yapmak daha kolaydı, daha öngörülebilirdi eski Türkiye. Bu yüzden yeni Türkiye'den rahatsızlar. Dolayısıyla, bütün samimiyetimle söylüyorum, benim gözlediğim kadarıyla, Amerika'da yönetim çevrelerinde ve düşünce kuruluşlarında çoğunluk yeni Türkiye'yi anlayıp kabullenme noktasında epeyce mesafe kat etmiş durumda.

Ama bu toplantılarda üzülerek şunu görüyorum: Görüşlerine başvurulmak üzere orada bulunan bazı uzmanların kendi gizli gündemleri oluyor. Aslında buna dünyanın her yerinde rastlanabilir, bu türden toplantılarda kendi özel gündemi olan uzmanlar olabilir ama burada önemli olan görüşlerine başvurmak üzere çağırdığınız uzmanın bu gündemi açık etmesidir ki böylece diğerleri bu kişinin söylediklerini değerlendirirken bu özel gündem payını dışarıda bırakabilsin.

BAZI UZMANLARIN GİZLİ GÜNDEMLERİ VAR

Katıldığınız toplantıda Türkiye konusunda gizli gündemi olan bir uzman ya da uzmanlar mı vardı?

Dediğim gibi, kendi gündemi olmasından daha önemli olan bunu açık edip etmediği bence. Uzman sıfatıyla orada oturup gizli bir gündem peşinde olamazsınız. Bu yüzden, söz konusu ister Türkiye olsun ister başka bir ülke, bu tür toplantılarda dikkatli olunması gereken bir durum bence.

ABD TÜRKİYE'NİN ARABULUCULUĞA DEVAM ETMESİNİ İSTEDİ

Buradan İran konusuna geçelim isterseniz. Geçen yıl yaklaşık bu günlerde Ankara'da bir basın toplantısında "Türkiye İran konusunda ne yaptığını biliyor bence" demiştiniz. Hala aynı düşüncede misiniz?

Evet, hala böyle düşünüyorum. Türkiye'ye bu konuda neden güvendiğimi izah edeyim: Bir kere öncelikle Başbakan Erdoğan'ın Ahmedinejat'ın sırtına koyup "en iyi dostum" demesinden pek hoşlandığımı söyleyemem, ama bu onun bileceği bir şey, benim değil. Ben bu ifadeyi sarf ettiğimde Türkiye İran ile daha yeni görüşmelere başlamıştı ve ABD de bu görüşmeleri teşvik ediyordu. Ama sonra biz fikrimizi değiştirdik ve sorunlar başladı. Ama şimdi bana anlatılanlara göre Türkiye'nin yeniden İran konusundaki girişimleri sürdürmesi istendi. Eğer ABD Türkiye'ye bu konuda güvenmiyor olsaydı görüşmelere devam etmesini talep eder miydi?

REAPER SATIŞLARI KONUSUNDA TEHDİT YOK

Türk-Amerikan ilişkilerindeki gerilimlerden biri de "reaper" füzelerinin alımı noktasında yaşanıyor biliyorsunuz. Gazze yardım gemisi olayından sonra Başkan Obama'nın Erdoğan'ı İsrail'le ilişkileri düzeltmezseniz Kongre'den reapar füzeleri için izin çıkmaz şeklinde tehdit ettiği öne sürüldü. Bu doğru ise eğer, ATC'nin Kongre'nin bu kararını Türkiye lehinde etkileme şansı nedir?

Benim bildiğim kadarıyla, yönetim reapar'ları satma konusunda kararlıydı ama mevcut şartlar altında, seçimler bu kadar yaklaşmışken ve İsrail ve İran konusunda bazı çevrelerde bu kadar hassasiyet oluşmuşken Kongre üyelerini böylesi bir satış için ikna etmenin çok zor olacağını gördüler. Ama bu Obama yönetiminin satışın gerçekleşmesi için Türkiye'ye bir takım şartlar koştuğu anlamına gelmez. Benim anladığım kadarıyla daha ziyade bu konuda Kongre'nin olumlu bir karar vermesi için uygun zamanlama bekleniyor. Ancak o an şimdi değil görünüşe göre, çünkü şu anda herhangi bir Kongre üyesinin Türkiye'ye yakın görünmekle elde edebileceği hiç bir şey yok ama kaybı olabilir. Bu bir vaka, bunu böyle görmemiz gerekir. Kasım seçimlerinden sonra işlerin olumlu yönde değişmesini umabiliriz.

TÜRKİYE HAYIR DERSE BAŞKA BİR ÇÖZÜM BULUNUR

ABD Türkiye'den muhtemel bir İran saldırısına karşı kurulmasını istediği füze kalkanı projesine dahil olmasını ve Türkiye'de de füze kalkanları yerleştirilmesini istiyor. Türk yetkililer ise bu konuda ortak bir NATO pozisyonu oluşmadıkça bu işin bir parçası olmakta gönülsüz gorünüyorlar. Son tahlilde Türkiye bu talebe kesin olarak hayır derse ne olur? Türk-Amerikan ilişkileri nasıl etkilenir bundan? (Bu arada, Füze kalkanı yerleştirilmesi konusunun 9-20 Kasım 2010 tarihlerinde Portekiz'in başkenti Lizbon'da NATO zirvesinde karara bağlanması planlanıyor. İ.Y.)

Türkiye hayır derse, bu Türkiye'nin bileceği bir şeydir. Sonuçta kendi güvenlik koşullarını kendileri daha iyi değerlendirirler. ABD yönetiminin hoşuna gitmez bu karar, ilişkiler de elbette bir tansiyona neden olur ama üstesinden gelinemeyecek derecede bir krize dönüşmez, dünyanın sonu gelmez yani. Türkiye'nin bu kararına göre yeni bir çözüm aranır.

Peki, siz kişisel olarak bu füze kalkanı sisteminin İran nezdinde gerçekten caydırıcı olacağına inanıyor musunuz? Tersine İran'ın güvenlik algısını iyice irite edip nükleer program konusundaki kararlılıklarını artırmaz ?

Bütün bu füze kalkanı projesinin arkasındaki mantık şu: Eğer geliştirmekte olduğunuz nükleer silahları kullanmaya teşebbüs ettiğinizde, onları tamamen etkisiz hale getirecek, durduracak kalkanlarla kuşatılmış iseniz, sonuçta işe yaramayacak üstelik de sizi uluslararası alanda bu kadar izole eden, böylesine masraflı bir girişime niye devam edesiniz? Yani bütün amaç İran'ı bu anlamda caydırmak. Ama bunun tersine İran'ın kararlılığını artıracak yönde bir etkisi olup olmayacağını bilemem.

TÜRKİYE KAFKASLAR'DA TANSİYONU DÜŞÜRMELİ

Son olarak, Kafkaslar'daki silahlanma yarışı hakkında fikrinizi almak istiyorum. Son on yılda Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan silah alımına ayırdıkları bütçeyi ortalama 5 katına çıkarmış durumdalar. Bölgede zaten mevcut olan gerilimi de hesaba katarsak bölgenin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Kafkaslar'ın geleceği anlamında son derece kaygılı olduğumu belirteyim önce. Nagorno-Karabağ sorunu devam ederse ki su noktada iyiye gideceğine dair bir işaret yok, gerilim giderek tırmanacak demektir. Ama tabii bu bölgede her an her şey olabilir, yarın Aliyev ve Ermenistan devlet başkanı çıkıp 'biz bu sorunu çözüyoruz" da diyebilirler. Su anda bütün bir bölgenin kafası Türkiye ve Ermenistan ilişkilerindeki çözümsüzlükten dolayı karışık. Gürcistan iç politikası özellikle 2006'daki Rus müdahalesinden sonra oldukça kırılgan.

Azerbaycan'ın Türkiye ile tarihsel olarak çok iyi ilişkileri var ama onlar da Ermenistan'la son durum konusunda ne yapacaklarını bilmiyorlar. Türkiye'nin kararlı ve yapıcı bir şekilde elinden geleni yapıp bu yüksek tansiyonu düşürmesini umuyorum.

DİĞER RÖPORTAJLAR Tüm Röportajlar