USA SABAH 16 Aralık 2017 Cumartesi
Güncel
  • Haber giriş tarihi: 04 Ocak 2017 Çarşamba 13:08
  • Güncelleme saati: 13:12

'AB ve ABD, PKK’yı aklama peşinde'

Daily Sabah Genel Yayın Yönetmeni Karagöz, “Uluslararası medya, TAK’ı farklı bir noktaya getirmek istiyor. Önce AB sonra ABD, PKK’yı terör örgütü listesinden çıkarmayı planlıyor" dedi.



Sabah gazetesinin Amerika'da temellerini atan Serdar Karagöz, Türkiye'de İngilizce yayın yapan iki gazeteden biri olan Daily Sabah'ın genel yayın yönetmeni. Genç yaşına rağmen kariyeri başarılarla dolu Karagöz, uluslararası medya hakkındaki izlenimlerini Türkiye Gazetesi ile paylaştı.

Uluslararası medya Türkiye'ye bakışını neden değiştirdi? Kırılma noktası hangi olaydır?

Türkiye'ye ilişkin yaklaşımı Türkiye'nin sadece kendi çıkarlarını koruyan politika tercihlerini uygulamaya başlamasıyla değişmeye başladı. Bunun ilk kırılma noktası da dönemin Başbakanı Erdoğan'ın Davos'ta 'one minute' çıkışıydı. Siyasi hegomanlar şunu söyledi, 'Biz Türkiye'de bu siyasi iktidar ile kendi istediklerimizi gerçekleştiremeyiz.' O kırılmanın yaşanması ile beraber bir kopuş oldu. Ondan sonra bu kopuş, Gezi, 17-25 Aralık gibi olaylarla net bir kavgaya dönüştü.

Uluslararası medyanın PKK ismini zikretmekten kaçınıp TAK'a yoğunlaşmasının sebebinin de siyasi olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Tabii ki! Hepsi aynı dili kullanıyorlar. TAK'ı PKK'dan ayrıştırmak suretiyle farklı bir noktaya getirmek istiyor. Böylelikle PKK özgürlük mücadelesi veren bir örgüt. TAK ise PKK'nın kontrolünde olmayan kötü bir terör örgütü gibi sunuluyor. Bu dil esasında PKK'nın terör örgütü listesinden çıkarılma ajandasına uygun olarak geliştirilmiş bir dildir. Önce Avrupa Birliği sonra ABD'nin, PKK'yı terör örgütü listesinden çıkarma gibi sinsi stratejileri var.

Uluslararası medyada DEAŞ'ın silah yapımında Türkiye'den ham maddeler temin ettiğine dair haberler çıktı. Sizce Türkiye bu algıyı kıramıyor mu?

'Türkiye DEAŞ'a destek veriyor' aktif anlamda yaklaşık 3 yıldır kullanılan bir retorik. En fazla bedel ödeyen ülke neden DEAŞ'a destek versin sorusuyla karşı karşıya kaldıkları zaman bir cevap veremiyorlar. Bu haber de uluslararası bir operasyondur. Türkiye DEAŞ petrolünü alıyor iddiası vardı. Bu iddia bütün kültürel hegemonların gazetelerinde, medyalarında yayınlandı. İddiayı bir şekilde devlet gündemine getiren istihbarat kuruluşu olan CIA özür dilemek zorunda kaldı. Türkiye'nin DEAŞ ile mücadelesini araştırmacı gazetecilik yapan herkes görür. Ama maalesef Batı medyasındaki diğer bir sorun araştırmacı gazeteciliğin bitiyor olmasıdır. "Uluslararası medya, TAK'I farklı bir noktaya getirmek istiyor.

ÖNCE ÜST AKLIN DEĞİŞMESİ LAZIM

Uluslararası medyada Türkiye aleyhine yazıların çoğunun Türk gazeteciler tarafından yazıldığını görüyoruz. Dünyada bunun gibi örnekler var mı?


Bu tarz şeyler dünyada çok rastladığımız şeyler değil. Türkiye'yi eleştirmek, batılılar nezdinde sempatik görünmeni sağlıyor. Siyasi ve kültürel hegemonlar buradaki insanların bazen maddi, bazen manevi yollarla onlara prim vererek, onlara itibar sağlayarak yanına çekiyor. Bu yüzden Batı'da Türkiye'yi eleştirmek popüler. Bunu yapmaya gönüllü, bu ülkenin geleneklerinden kopuk bir sürü de insan var. Onları da bunun faydalanıcıları olarak değerlendirelim.

Türkiye'nin uluslararası medyaya insan kazandırmakta zorlandığı konusunda eleştiriler var. Türkiye dünyada medya ayağı oluşturmakta zorlanıyor mu?


Milli insan yetiştirme konusunda bir geri kalmışlığımız söz konusudur. Batıya gidenin Batılılaşıp, kültürel hegemonlara şirin gözükmek için kendi içinden çıktığı toplumu ve o toplumun değerlerini hunharca eleştirmesi sorunsalıyla karşı karşıyayız. Milli duruşa, gerçekten bu ülkenin ve toplumun değerlerine sahip insanların kalkıp uluslararası medyada onlarla rekabet etmesi çok kolay değil. Ama biz kendi mecralarımızda bunu yapmaya çalışmalıyız. Bugün yabancı dilde yayın yapan birkaç tane kurumumuz var. Bunların sayısının artması lazım. Sayıları artarsa biz o zaman medyada bir dengeleme kurabiliriz. Yurtdışına gidip onların eğitimlerini, stratejilerini, metodolojilerini çok iyi bir şekilde öğrenip, burada bunları uygulamaya çalışacağız. Bunları yaptığımız takdirde uluslararası medyada sesimiz biraz daha gür çıkar.

Hükûmet ve Türkiye'deki medya organları uluslararası medyanın fikirlerinin hiçbir şekilde değişmeyeceği düşüncesinde mi?


Fikirleri değişmiyor demekten ziyade hep onları sorgulatacak, ofsayta düşürecek, kendi iç çelişkilerini yüzlerine vuracak strateji izlemek lazım.

Bizim Türkiye'deki siyasi iradenin de, medyanın da, bürokrasinin de uluslararası medyaya malzeme vermemesi lazım. Onların iç çelişkileri en iyi Cumhurbaşkanımız tarafından kullanılıyor. Uluslararası medyaya karşı savunmada kaldığınız sürece gerilersiniz, kaybedersiniz, imajınızı onlar istediği gibi çizerler.

Bunun için ey CNN demek lazım ey New York Times demek lazım.

Batı medyası 15 Temmuz darbe girişiminden sonra, darbe karşıtı yayınlar yapmak yerine, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı hedef alan yayınlar yaptılar. Bu yayınları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hatırlayın Mısır darbesi olduğunda demokrasiden yana olan New York Times web sitesinde havai fişekli bir fotoğraf kullanıp Mursi düştü diye kutlamıştı. Bu tuttuğu tarafın bir göstergesiydi esasında. Türkiye'de de darbe olduğunda uluslararası medya bu darbeyi ve askerleri durduran halkın hikâyesini yapmak yerine darbecilerin mağduriyetleri üzerine hikâyeler ile karşımıza çıktı. Bunu her seferinde onların yüzüne vurmamız gerekiyor. Demokrasi, insan hakları ve özgürlükleri dilinden düşürmeyen Batı medyasının, 15 Temmuz'dan sonra demokrasiden yana olmadıklarını yüksek sesle söylemek lazım. 15 Temmuz ile ilgili haberler yapılacaksa tanklara ve silahlara direnen millete çok önemli bir bölüm ayrılması gerekiyor. Uluslararası medya bunları yapmadı. Gülenist darbecilerin ne kadar mağdur olduğunu, hapislerde ne kadar çok kişi olduğunu, bunların nereye kadar süreceğini haber yaptılar. Eleştirel düşünce bu değildir. Bu taraf tutmak, pozisyon almak siyasi ve kültürel hegemonun istediği yönde yayın yapmaktır.

Söylediklerinizden yola çıkarak medyanın, hükümetler arasında diplomatik bir araç olarak kullanıldığını söyleyebilir miyiz?

Uluslararası medyayı hiçbir zaman bağımsız, eleştirel, kendinden menkul yayın yapan kurumlar olarak görmememiz gerekiyor. Bunların hepsi belli bir siyasi gündem çerçevesinde yayın yapan, hizmet ettikleri siyasi iradelerinin iyi dediğini iyi, kötü dediğini kötü olarak portre etmekle görevli olan unsurlardır.

ABD'de Trump'ın gelişiyle, Amerika basının Türkiye hakkında tutumunun değişeceğini düşünüyor musunuz?


Değişeceğini düşünmüyorum. Öncelikle Trump'ın ABD'de kültürel iktidar tarafından ne kadar kabul edileceğine görmemiz lazım. Trump çok büyük bir çatışmanın içerisinde kalabilir. Seçilmiş başkanın ABD'yi tam manasıyla yönettiğini düşünmüyorum. Ben siyasi hegemonlar derken, seçilmiş ABD başkanını hiç bir zaman kastetmedim. Onlar 'üst akıl' dediğimiz başka güçler. Ne zamanki o üst aklın Türkiye'ye ilişkin bakışları değişir o zaman medyanın da dili değişecektir. Ama onların değişmesi için Türkiye'nin boyun eğmesi lazım.



Üst akıl söylemi somut olmayan, uluslararası toplumda ve medyada karşılık bulmayan bir şey. Bu söylemin önemi nedir?


Üst akıl retoriği uluslararası medyayı ya da uluslararası toplumu ikna etmek için kullanılan bir retorik değildir. İç siyasette insanları mobilize etmek için ve gerçek anlamda üst akıl olan insanlara sizin oyununuzu görüyorum demek için kullanılan bir retorik. Dolayısıyla onu öyle değerlendirirsek üst akıl retoriğinin de hem iç siyasette, hem üst akıl nezdinde bir karşılığı olduğunu görebiliriz.

Türkiye'de yaşanan terör saldırılarından sonra Batı medyasının yüksek sesle Cumhurbaşkanı Erdoğan'a saldırdığı görüyoruz. Türkiye'deki otoriteye bu saldırıları karşılık buluyor mu?


Terör eylemleri olduktan sonra seçilmiş siyasi otoriteye yurt dışından gelen sert yaklaşımlar Türkiye'de bir karşılık bulmuyor. Türkiye'de toplum onlara itibar edip bölünüp, parçalanmıyor. 15 Temmuz olduğu zaman da yaptıkları ilk analizler şunu söylüyordu. 'Türkiye'de giderek artan bir kutuplaşma olur.' Aksine 15 Temmuzdan sonra bu ülkede kutuplaşma değil bütünleşme oldu. ' Dokunulmazlıklar kalkarsa ülke bölünür, çok büyük olaylar olur.' dediler. Dokunulmazlıklar kaldırıldı. Birçok HDP'li teröre destek vermekten dolayı mahkeme kararıyla gözaltına alındı, tutuklandı. Uluslararası medyanın yansıttığı gibi tek bir gösteri olmadı. Bu olaylar uluslararası medyada yılgınlığa sebebiyet verdi. Bunu bir yere not etmemiz lazım.

Tutuklu HDP'lilerin terör örgütüne destek verdiğini argümanlarla yurt dışında dile getirebiliyor muyuz? Bunları aktarmakta mı güçlük çektiğimizi düşünüyor musunuz?


Uluslararası medyada yansımasının olmaması bizim aktaramadığımız manasına gelmiyor. Biz aktarıyoruz fakat içerik tercih edenler buna çok fazla ilgi göstermiyorlar. Yani burada bir tercih var. Hem kötü gazetecilik yapıyorlar hem de destekledikleri tarafa hizmet etmek için böyle yapıyorlar. HDP'li milletvekilinin aracında silah olduğunu, bunun yakalandığını ve polis raporlarını ortaya koyuyoruz.

TRT World'den Daily Sabah'tan yaptığımız yayınlar Türk dışişlerinin brifingleri, yabancı gazetecilerin Türkiye'ye getirilip onlara bunları anlatılması, bunların hepsi yapılıyor. Sanmayın ki bilgi eksiliğinden bunlar bu pozisyondadırlar. Sanmayın ki Türkiye bunları iyi anlatamadığı için böyleler. Hayır, orada oturan editör veya genel yayın yönetmeni bu bilgiyi tercih edip gazetesine ve televizyondaki bültenine koymuyor. PKK'nın retoriğini koymayı tercih ediyorlar. Böyle olunca 'kendimizi anlatamıyor muyuz?' imajı ortaya çıkıyor.

Türkiye'deki medya kurumları uluslararası medyada daha aktif olabilmek için neler yapmalıdır?

Birçok dilde gazete çıkarmak, televizyon yayını yapmak lazımdır. Yurt dışına muhabir göndermek, yurt dışında bürolar açmak zorundayız. Çünkü orada bir Dışişleri Bakanlıklarının toplantılarında benim muhabirimin sorduğu doğru soru pek çok kişiyi ofsayta düşürür. Pek çok çelişkiyi ortaya çıkarır.

Ali Demirbaş/Türkiye Gazetesi

Diğer Haberler Tüm Güncel Haberleri
röportaj arşiv
HAVA DURUMU