USA SABAH 22 Kasım 2017 Çarşamba
Güncel
  • Haber giriş tarihi: 22 Eylül 2015 Salı 10:28
  • Güncelleme saati: 16:04

Ahmed'in saati


Amerika Birlesik Devletlerinin Texas eyaletinde 14 yaşında bir çocuk evinde dijital bir saat yapar ve saati okula götürür. Heyecanlıdır çünkü saati öğretmenine gösterecek ve övgüler alacaktır. Ama olaylar hiç de hayal ettiği gibi sonuçlanmaz ve bir kaç saat sonra kendini polis sorgusu altında bulur.

Bu saati neden yaptın?
Terörist misin?

Saati gören öğretmeni bunun bir bomba olabileceğinden şüphelenir ve hemen polisi arar, bunun üzerine okula gelen polis Ahmed'i görür görmez "tam da beklediğim kişi" der , polise bunu söyleten şey Ahmed'in ten rengi ve ismidir. Sonra 14 yaşındaki Ahmet, ailesi ve avukatı olmadan, bir buçuk saat boyunca sorgulanır. Bir buçuk saat boyunca aldıkları yanıttan tatmin olmayıp tekrar tekrar yaptığı saatin ne olduğu ve terörist olup olmadığı sorulur. Ardından hiç bir neden yokken tutuklanır ve okuldan uzaklaştırma alır. Okul müdürünün bu olaya tepkisi ise, "aileler çocuklarına okula getirilmesi yasak şeyleri öğretmeliler" demek olur, böylece saatin okula getirilmesi yasak bir suç aracı olduğunu öğreniriz.

Bu çocuğun adı Ahmed değil de John olsaydı, akşam eve öğretmeninden övgüler almış, gururlu bir çocuk olarak dönecekti halbuki. Daha sonra katıldığı bir haber programında öğreniyoruz ki Ahmed bu muameleye alışkın aslında. Sunucu Ahmed'e polis sorgusu esnasında nasıl hissettiğini sorduğunda, okulda arkadaşlarımın bana seslendiği kişiymişim gibi hissettim diye yanıt veriyor, öğreniyoruz ki okulda arkadaşları Ahmed'e bombacı ve terörist gibi tabirlerle sesleniyormuş. Yani 14 yaşında bir çocuk mütemadiyen ağır bir akran zorbalığıyla karşı karşıya. Ahmed gibi daha pek çok çocuk sadece müslüman olduğu için benzer bir muameleye maruz kalıyor olabilir. Karan Johar'ın meşhur filmi 'My Name is Khan' geliyor aklıma. Hindu annesinin Müslüman bir adam olan Khan ile evlenmesinden sonra Khan soyadını alan Samir'in hikayesi. Filmde bu yeni soyadın Samir'in hayatını hiç değiştirmediğini izleriz, ta ki 11 Eylül'e kadar, o tarihten sonra öğretmenler okulda İslam'ın saldırgan bir din olduğunu anlatır, o tarihten sonra Samir'in dolabında tehdit notları yığılmaya başlar ve o tarihten sonra Samir, bir grup okul arkadaşı tarafından tartaklanarak öldürülür. Babasının aylar süren yolculuğu böylece başlar, Başkan Obama'ya gidecek ve "benim adım Khan ve ben bir terörist değilim" diyecektir.

Amerika'da karşılaştıkları ayrımcılık ve ön yargıları biraz daha hafif bir üslupla anlatan, hicveden bir başka yapım, Aasif Mandvi'nin "Halal in the Family" dizisi. Komşuları tarafından merak ve tedirginlikle gözlenen Müslüman ailenin bu tedirginliği 'ti'ye alması üzerine kurulu. Mesela cadılar bayramını anlatan bölümde cihadçı hayalet kılığına girerek komşuları korkutuyorlar. Ne de olsa Batı şu anda cadı yerine Müslüman avlıyor. Üstelik bunu yaparken görüyoruz ki yaş sınırı da tanımıyor.

Gelelim 14 yaşındaki Ahmed'in akibetine, arkadaşlarının iğneleyici sözlerini, öğretmeninin güvensizliğini, polis sorgulamasını, kelepçeli geçen o saatleri telafi etmez belki ama Ahmed Muhammed'e destek olmak üzere Twitter'da bir hashtag kampanyası başlatıldı. #iStandWithAhmed hashtaginde Obama ve Facebook'un kurucusu Zuckerberg gibi isimlerin de tweetleri var.

Obama Ahmed'e: "Güzel saat Ahmed, Beyaz Saraya da getirmek ister misin? Senin bilim sevgin gibi bir bilim sevgisi için daha çok çocuğa ilham vermeliyiz, Amerika'yı büyük yapan şey bu" diye seslenmiş. Eğitim psikolojisinde bir strateji vardır, birini değiştirmek, dönüştürmek isterseniz, nasıl olmasını istiyorsanız ona öyle davranırsınız. Bir terörist yetiştirmek isterseniz ona her gün bombacı diyin, hakaret edin, şüphelenin, bir bilim insanı yetiştirmek isterseniz; cesaretlendirin, gururlandırın, merakını tetikleyin, destekleyin. Bu baglamda Obama'nın tweeti çok anlamlı. Umarım Ahmed'i arkadaşlarının baskısından, öğretmenlerinin şüphesinden korumaya yeter bu kampanya ve Ahmed artık arkadaşları ve öğretmenleri gözünde terörist değil, Başkan tarafından Beyaz Saraya davet edilen havalı bir çocuk olur. Fakat ne yazık ki Ahmed bu muameleye maruz kalan tek Müslüman genç değil, sadece başına gelenler bir şekilde görünür oldu. Bu noktada, o göremediğimiz diğer çocukları düşünmekten kendimi alamıyorum. Arkadaşları tarafından terörist olarak isimlendirilen diğer müslüman çocukları. Evet çocuklar birbirlerine karşı hep acımasız olmuşlardır, arkadaşlarını dört göz, dişlek, şişko gibi kötü isimlerle çağıran çocukların hikayelerini biliyoruz maalesef ve bu çocukların psikolojilerinin bu lakaplardan nasıl etkilenebileceğini de az çok kestirebiliyoruz. Bir de kendisine mütemadiyen "terörist" denen bir çocuğun psikolojisini düşünelim. Bu çocuk her gün kendine ve çevresine şunu söylemek zorunda "ben terörist değilim". Dünyanın uzak bir yerinde bir cinayet işlendiği zaman, bu çocuktan o cinayetle ilgili özür dilemesi bekleniyor, halbuki ne katili ne de maktülü tanıyor ama bu çocuğun yaşıtlarının hiç dert etmediği şeyleri dert etmesi gerekiyor. Peki bu çocuk tüm bunların karşısında kendini nasıl korur? Ben de sizin gibiyim, sizden bir farkım yok diyebilir, bunu demek için kendi kültürüne ve dinine ait herşeyi inkar edebilir, kendi ailesiyle, kendi kökleriyle kavgalı olabilir ya da içinde bir öfke büyütebilir, bu öfkeye tutunarak kendini korumayı seçebilir. Ya kendi kökleriyle ya da ona terörist diyen herkesle, bütün kültürle kavga edebilir. 10 yaşındaki bir çocuk için gerçekten örseleyici bir ikilem. Bu çocuğun yaşıtları arasında maruz kaldığı akran zorbalığının tohumlarının yetişkinler tarafından atıldığını söylemeye gerek yok sanırım. Bir öğretmen 14 yaşındaki öğrencisinden okula bir saat getirdi diye şüphelenip polis çağırabiliyor. Aklıma New York'ta bir kitapçıda gördüğüm "Talking to the enemy" isimli kitabın kapağı geliyor. Düşmanlarla nasıl konuşulması gerektiğini anlatan Scott Atran'ın bu psikopolitik kitabı düşmanı işaret etmek için 10 yaşındaki çocukları seçmiş. Algı yönetimi böyle bir şey işte. Bu yüzden #IstandWithAhmed kampanyası önemli. Ahmed'i ve Ahmed'in zatında bir grup çocuğu düşman olarak işaretlemek yerine, yanında durup destekleyerek dost olan bir kampanya.

Umarım uğradıkları akran zorbalığı fark edilmeyen bütün çocuklar özgüvenlerini ve dünyaya dair barışçıl niyetlerini korumaya devam etmeyi başarabilir. Hatta daha iyi bir dua ile bitireyim sözümü, umarım hiç bir çocuk dili, dini, rengi, ismi yüzünden ayrımcılığa, sözlü, psikolojik ve fiziksel şiddete maruz kalmaz.

*Aslıhan Başgül
Psikolog, Psikoterapist

Diğer Haberler Tüm Güncel Haberleri
röportaj arşiv
HAVA DURUMU