USA SABAH 19 Kasım 2017 Pazar
Gezi - Mekan
  • Haber giriş tarihi: 06 Nisan 2015 Pazartesi 16:38
  • Güncelleme saati: 16:51

Caffe Reggio: Amerika'nın ilk İtalyan kapuçinocusu

Bugün sizlerle Caffe Reggio'ya, New York'un en eski kafelerinden birine, Amerika'ya kapuçinoyu getiren kafeye gidiyoruz

Kapuçinonun hikayesi, Viyana kuşatması sonrası başlıyor, Osmanlı'nın kuşatma sonrası çuvallar dolusu kahve çekirdeğini Viyana'da bırakıp çekilmesinin ardından, Viyana'lılar kahveyi kendi usullerince, süt, şeker ve balla pişirmeye başlıyorlar. Ortaya çıkan sütlü kahve rengi, Kapuziner isimli rahiplerin cüppelerinin rengi olduğu için kapuçinonun bu ismi aldığı söylenir. Kapuçino Viyana kökenli olsa da, lezzet ve şöhret bulduğu memleketi olan İtalya'da 1930'larda yaygınlaşıyor. İtalya'da bu lezzet yeni yeni yayılıyorken, Domenico Parisi isimli bir İtalyan girişimci, 1927'de, New York'da Caffe Reggio'yu kuruyor. Tarihteki ilk espresso makinelerinden olan, 1902 yapımı espresso makinesi ile yaptıkları İtalyan usülü kapuçino New York'ta böylece meşhur oluyor. Bakır ve Kromdan yapılmış olan bu tarihi makine bugün hala kafede yer alıyor.

Reggio Caffe'deki en otantik tek şey, kapuçinosu ve espresso makinesi değil aslında. Tavandaki pervane bir klasik olan Casablanca filminden kalma ve duvardaki 16. yüzyıldan kalma tablolar ise Caravaggio okulunun eserleri. Zaten içeri girdiğinizde anlamıştınız burası sıradan bir kafe değil ama sıkı durun, daha da şaşırtıcısını söylüyorum şimdi, kafenin en köşesinde o üzerinde oturduğunuz ahşap koltuk var ya, Rönesans döneminin meşhur ailelerinden olan Medicci ailesine ait. Caravaggio tablolarının altındaki duvarda bu beşyüz yıllık koltuklara oturup, İtalyan usulü kapuçinonuzu yudumlarken çok acaip bir şey tecrübe ediyorsunuz, yüzlerce yıllık tarihin bir parçası oluveriyorsunuz.


Sizden önce bu koltuklarda kimler oturdu acaba? Jack Kerouc, Alan Ginsberg, Bob Dylan, Elvis Presley, Al Pacino, Umberto Eco... Onlar da sizin gibi tarihin bir parçası olduklarını hissettiler belki de burada otururken. Bu tarihi kafe aynı zamanda filmlere de ev sahipliği yapmış, The Godfather II, Next Stop Greenwich Village ve Inside Llewyn Davis filmleri bunlardan bazıları.

Caffe Reggio sadece filmlere ev sahipliği yapmakla da kalmamış, Başkan Kennedy, 1959 yılında Caffe Reggio'nun kapısı önünde bir konuşma yapmış.

Caffe Reggio'dan bahsedip de mukim olduğu McDougal sokaktan bahsetmemek olmaz sanırım, sokak özellikle Beat kuşağı için özel bir öneme sahip. Aynı sokaktaki Cafe Wha?'da Jimi Hendrix, Bruce Springsteen, Woody Allen, Lenny Bruce ve Bob Dylan sahne almış. Beat kuşağı şairi Jack Kerouc sokak için "McDougal Street Blues" şiirini ve Dave Van Ronk, Elijah Wald ile beraber "The Mayor of MacDougal Street" kitabını yazmış. Aynı kitap daha sonra Coen kardeşlerin Insıde Llewyn Davis filmine de ilham kaynağı olmuş, ülkemizde "Sen Şarkılarını Söyle" ismiyle gösterilen bu filme Caffe Reggio'nun da ev sahipliği yaptığından bahsetmiştim.

Dekorasyonu, aydınlatması, masa yoğunluğuyla, sosyalleşmeye ve sohbet etmeye uygun bir Avrupa kafesi olan Caffe Regio, sessiz sakin bir çalışma ortamı arayanlar için çok uygun bir yer olmayabilir. Bunun dışında konfor ve servis açısından da çok yüksek beklentilere girmemenizi öneririm, ancak, 600 yıllık tabloları, koltukları, tarihi espresso makinesi, kapuçinosu, geçmişteki ziyaretçileri, ev sahipliği yaptığı filmleri, içinde bulunduğu sokağıyla beraber Caffe Reggio bize bir kafede kahve içip dinlenme tecrübesinin çok daha üstünde bir tecrübe yaşatıyor.

Nasıl gidilir?


Greenwich Village'de, Washington Square Park'a yürüme mesafesinde olan kafeye N, B, D, F, M, A, C ve E trenleriyle ulaşabilirsiniz.

Bir sonraki gezimizde görüşmek üzere...

Diğer Haberler Tüm Gezi - Mekan Haberleri
röportaj arşiv
HAVA DURUMU