USA SABAH 22 Kasım 2017 Çarşamba
Akademiden Haberler
  • Haber giriş tarihi: 04 Temmuz 2011 Pazartesi 17:02
  • Güncelleme saati: 17:04

Amerikalı öğrenciler İstanbul'a hayran kaldılar!

(A.A.)

Mehmet Toroğlu ve Barışkan Ünal

Türkiye'de bir eğitim programı çerçevesinde bir dönem kaldıktan sonra ABD'deki üniversitelerine dönen Amerikalı öğrenciler, İstanbul'da yaşadıklarını unutamıyor ve Türkiye'deki deneyimlerinin bir anlamda "hayata bakışlarını değiştirdiğini" belirtiyor.

ABD'nin Indiana eyaletinin Hanover kentindeki Hanover Üniversitesinde okuyan bazı öğrenciler, okullarının düzenlediği yurt dışı eğitim programı çerçevesinde bir dönem Boğaziçi Üniversitesinde öğrenim gördü, Türkiye'yi tanıma fırsatı buldu.

Türkiye'de 2009 ve 2010 yıllarında 6 ay süreyle kalan Andrew Unger, Cara Melbourne ve Sharon Turnbow adlı öğrenciler, AA muhabirlerine izlenimlerini anlattı.

Andrew Unger, Türkiye ve İstanbul ile Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk'un kitapları sayesinde tanıştığını ve Türk kültüründen çok etkilendiğini söyledi. Bu sayede, üniversitenin programına ilgi gösterdiğini belirten Unger, programa kabul edilip de Türkiye'ye gittikten sonra Türk edebiyatıyla daha çok tanışma fırsatı bulduğunu kaydetti.

Unger, Türkiye ile ilk "buluşmasını" şu sözlerle ifade etti:

"İlk beklentilerim, egzotik, içerisinde tamamen yabancılık hissedeceğim bir yere gideceğim yönündeydi, ama öyle olmadı. Tam terine, orada kendimi çok rahat hissettim."

Sharon Turnbow da gitmeden önce kitaplardan Türkiye hakkında bazı bilgilere sahip olduğunu belirterek, "İstanbul'un ne kadar modern bir şehir olduğunu biliyordum, o yüzden baş örtüsü takmak zorunda kalacağım gibi kaygılar duymadım" dedi.

Unger: "İstanbul'da her gün yeni bir macera"

Unger, hayran kaldığı İstanbul'u şöyle tanımladı:

"Her sabah yatağınızdan kalkıp odadan dışarı çıktığınızda, bir maceranın biri beklediğini biliyorduk. İstanbul, sizi etkileşime geçmek zorunda bırakan bir kültürü içinde barındırıyor. Orada toplumun pasif bir üyesi olamazsınız, sürekli birileriyle konuşuyor halde buluyorsunuz kendinizi.

Ama örneğin New York'ta, yaşam metroya binmekten, işe ya da okulunuza gitmekten ibaret. Kimseyle konuşmazsınız orada. İstanbul'da ise sürekli birileriyle etkileşim halindesiniz ve bir toplumun içinde yaşadığınızı hissediyorsunuz. Günün sonunda ise odanıza döndüğünüzde, gün içindeki tüm bu maceraları yaşamış olmanın mükafatını hissediyorsunuz."

Unger, İstanbul'un sürekli keşfetmeye açık bir kent olduğunu söylerken, "Bir bina düşünün, üzerinde boyayı kazıyorsunuz ve altından başka bir bina çıkıyor ve bu sürekli olarak böyle devam ediyor. İstanbul da böyle bir şey..." ifadelerini kullandı.

Cara Melbourne de Indiana'nın sessizliği ve izole yaşam tarzından sonra İstanbul'da bulunmanın kendisinde "şok etkisi" yarattığını ifade ederek, "Yurttan çıkıp, sadece 20 dakika dolaştığınızda kendinizi cap canlı bir kentin içinde buluyorsunuz. Bu benim için çok yeni ve heyecan verici bir deneyimdi" diye konuştu.

Turnbow ise, "İstanbul'a gittiğimde, aslında kendimin bu kentteki yaşama kıyasla ne kadar az modern olduğumu keşfettim. İstanbul çok gösterişli, Indiana'ya kıyasla kültürel açıdan çok ileri bir kent" dedi.
Türkiye'de geçirdikleri süre içinde Bursa, Yalova ve Marmaris gibi kentleri de gezme fırsatı bulduklarını anlatan öğrenciler, yine de İstanbul'un her şey için yeterli olduğu fikrinde. Unger ve Melbourne, "Aslında hafta sonlarında farklı yerler görmek için İstanbul'un dışına çıkmanıza gerek yok. İstanbul'da her zaman farklı ve ilginizi çeken yerler buluyorsunuz. Bu bizim çok hoşumuza giden bir şeydi" değerlendirmesinde bulundu.

"Türkiye'den sonra Indiana'ya dönmek çok zordu"

Öğrenciler, "Türkiye'de sizi en çok ne etkiledi?" sorusunu yanıtlarken de birbirinden ilginç gözlemlerini aktardılar.

Türk halkının cömertliğinden çok etkilendiğini söyleyen ve bu konuya dair anısını anlatırken duygulandığı gözlerden kaçmayan Sharon Turnbow, şunları söyledi:

"Birkaç kez başıma geldi, otobüse bindiğimde üzerimde ekstra 50 kuruş olmadığı zamanlar oldu. Otobüsten inip 50 kuruş aramaya yeltendim, ama izin vermediler. Ne kadar cömert bir kültür. Sanki birileri tarafından korunuyorum hissine kapıldım. Herkes çok sıcakkanlıydı. Tüm bunları gördükten sonra Indiana'ya geri dönmek ise çok zordu, çünkü Türk halkının o sıcaklığından sonra, buranın insanını bana karşı çok soğuk buldum. Tam bir ters kültür şoku yaşadım."

Hobilerinden birinin fotoğraf çekmek olduğunu kaydeden Turnbow, "Türkiye'de her yerde fotoğraf çektim. Fotoğrafımı çektiğim insanları gülümsetmek için, sizin onlara gülümsemeniz yeterliydi. Bu adeta dillerin ötesinde bir etkileşimdi. Çok güzel bir deneyimdi" dedi.

"Türklerin hesap ödeme adeti şaşırttı"

Türkiye'de aslında çok olağan olan, ama Amerikalılara ilginç gelen restoran ve kafede Türkler arasındaki "hesap ödeme" konusu, öğrencileri şaşırtan bir başka konu olmuş.

Unger, bir anısını şöyle aktardı:

"Indiana'da arkadaşlarınızla yemeğe çıktığınızda, hesap faslı sırasında, faturanın 'birlikte mi, ayrı ayrı mı' getirileceği mutlaka sorulur. Türkiye'de ise hiç kimse bu soruyu sormadı ve her yemekten sonra biri mutlaka hesabı ödüyordu. Bundan başta rahatsız oldum, ama zaman ilerledikçe ben de onlar gibi oldum. Hatta bir keresinde, Amerika'dan bir arkadaşım beni ziyarete geldiğinde ona hiç sormadan hesabı ödedim. O anda aslında, birden önemli olanın para değil, aranızdaki arkadaşlık, paylaştığınız sohbet olduğunu fark ettim. Buraya döndüğümde, yemekten sonra yine 'Birlikte mi, ayrı ayrı mı' sorularını duyunca, açıkçası bir soğukluk hissettim."

"Boğaziçi öğrencilerinin çalışma azmine hayran kaldılar"

Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin çalışma azmine ve sınıflarında gösterdikleri gayretlerden çok etkilendiğini ve şaşırdığını anlatan Unger, "Ben sadece 4 ders almama rağmen, birçok ödev olduğundan yakınırken, oda arkadaşım 6-7 ders birden alıyordu ve yine de ödevlerini zamanında yetiştiriyordu.

Öğretim üyeleri de öğrencilerine ve derslerine çok bağlıydı. Böylesine üst düzey bir akademik hayatında içinde olmak bana bir mükafat gibiydi" diye konuştu.

Cara Melbourne ise Boğaziçi Üniversitesindeyken oda arkadaşlarının ödevleri üzerinde saatlerce zaman geçirdiğini görmenin kendisini de motive ettiğini anlattı.;

Hanover Üniversitesi: "Öğrenciler muhteşem hikayelerle dönüyorlar"

Hanover Üniversitesi akademik işler müdürü Steve Jobe da her yıl 4-5 öğrenciyi Boğaziçi Üniversitesine gönderdiklerini ve bu öğrencilerin her seferinde oradaki deneyimlerine dair muhteşem hikayelerle döndüklerini anlattı.

Jobe, "Türkiye ve diğer ülkelere yaptığımız bu programlarla öğrenciler, farklı kültürleri, toplumları, farklı siyasi sistemleri görüyorlar. Bu ülkelere sadece turist olarak gitmiyorlar. Gittikleri ülkelerin üniversitelerinde öğrenim görüyorlar. Bu onlar için çok özel bir mükafat ve mutluluk verici bir olay. Ama bizim için de bu çok mutluluk verici, çünkü bu sayede biz de sadece Indianalı değil, küresel öğrenciler yetiştirmiş oluyoruz" dedi.

Türkiye'ye yönelik başka programları da olduğunu ve aralarındaki bu bağlantılardan çok büyük mutluluk ve gurur duyduklarını kaydeden Jobe, Türk öğrencilerin de kendilerini ziyaret etmesinden çok büyük mutluluk duyacaklarını ifade etti.

Jobe, Hanover Üniversitesinin yurt dışında okumak isteyen Türk öğrenciler için cazip alternatif olduğunu belirterek, "Öğrenci sayımız az olduğundan onların akademik yeteneklerini artırmasına daha yakın ilgi gösterebiliyoruz. Öğrenciler ve öğretim üyelerinin çoğu kampüste yaşıyor. Dolayısıyla fakülte ve öğrenciler arasında sadece sınıfta değil, sınıf dışında da yakın bir etkileşim ortamı var" dedi.

Etiketler : , , , ,

röportaj arşiv
HAVA DURUMU